HOCA AHMET YESEVİ YOLU VE HİKMETLER

 

Ahmet Yesevi Yolu ve Hikmetler

Ahmet Yesevi Yolu Ve Hikmetler

   ‘’Şu Ahmet Yesevi Kim? Bir araştırın göreceksiniz… Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.’’ Bu sözler büyük şairimiz Yahya Kemal’ indir. Ahmet Yesevi ve onun yolundan giden Yunus Emre hakkında derli toplu bir çalıma yapan ve ‘’ Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’’ adıyla yayınlanan bilgin Fuat Köprülü’ nün Yahya Kemal’ in bu uyarısı üzerine araştırmasına başladığını söyleyenler de var. ‘’Fuat Köprülü zaten araştırıyordu’’ diyenler de… Önemli olan Yahya Kemal ‘in söylediği sözün Ahmet Yesevi ile ilgili gerçeği en yalın anlatımda ortaya koymuş olması… Bu sözleri seviyorum ve sık sık tekrarlıyorum. Giriş yazısına da bu sözlerle başlamak istedim.

   ‘’Milliyetimizi asıl onda bulacağımız’’ insan nasıl bir insandır? Ne yapmıştır ki ; ne söylemiştir ve sözleri nasıl bir etki oluşturmuştur? Milliyetimizle Ahmet Yesevi’ nin bu yakın ilişkisinin açıklaması nedir?

   Bu soruların cevabını bulma çabası elinizdeki kitabın ortaya çıkmasına yok açmıştır. Ahmet Yesevi hakkında daha araştırılacak çok konu ve yazılacak çok şey olduğuna inanıyorum.

   ‘’Söz yok’’ Fuat Köprülü’ nün eseri kendi alanında tartışmasız değerli bir kitaptır. Ancak kitabın yazıldığı yıllardan bu yana çok zaman geçmiştir. Yeni bilgiler elde edilmiş, yeni kaynaklara ulaşılmıştır. Ahmet Yesevi’ nin baş eseri Divan-ı Hikmet defalarca yayınlanmıştır. Şimdi yeni bir zaman gelmiştir. Yeni zamana göre Ahmet Yesevi’ nin söyleyeceği sözler nelerdir? Bu sorunun da tam zamanıdır.

   İşte bu çalışmanın asıl amacı da budur. Ahmet Yesevi’ nin bugünkü durumda milletimize ve insanoğluna söyleyeceği sözler nelerdir.

   Baştaki konumuza dönüp söylersek, milliyetimizi asıl onda bulacağımız ‘’ulu kişinin’’ milliyetimizin içinde bulunduğu sorulara cevapları ne olacaktır.

   ‘’Milliyet’’ dediğimiz gerçekliğin iki ana unsurundan birincisi ‘’dil’’ ise ikincisi de dilin ana taşıyıcısı olduğu bütün kültür unsurlarıdır. Kültür unsurlarının birey ve toplum üzerinde en etkilisinin de ‘’din’’ olduğu bilinen bir gerçek… İşte Yahya Kemal’ in sözünün anlamını burada yakalayabiliriz. Ahmet Yesevi dilimizi, dinimizi ve din anlayışımızı en çok borçlu olduğumuz insandır. Hatırlatalım ki Ulu Türkistan coğrafyasında Ahmet Yesevi için kullanılan tabirler, Hazret Sultan, Piri Türkistan ve Peygamberi-i Sani’ dir. Ulu Türkistan coğrafyası bu tabirleri bilinçli olarak kullanmıştır.

Türk Dünyasında bu bilinç yaygınlaştırılmalıdır.

  Türk Dünyası Deyince:

   Türk Dünyası deyince aklımıza ilk gelen yedi bağımsız cumhuriyetimizdir. Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetleri… Rusya Federasyonu içinde ‘’federe devlet’’ olarak varlığını sürdüren Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Saha (Yakut), Altay, Tuva, Hakas, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetlerini ekleyelim… Kuzey Kafkasya’da., Dağıstan, Kabartay - Malkar, Adigey, Kuzey Oset, Çeçen ve İnguş’u da kardeş cumhuriyetler olarak hatırlayalım. Çin içindeki Özerk Uygur Bölgesi denilen Doğu Türkistan’ı, Afaganistan’ın Kuzeyini oluşturan Güney Türkistan’ı, İran’ daki Azerbaycan, Horasan ve Kaşkay Türklerini, Irak’ ta Türkmenleri, Suriye’deki Türkmenleri, Kırım Tatarları denilen Türkleri, Moldovya’daki, Ukrayna’daki, Bulgaristan’daki, Yunanistan ve Polonya’daki Türkleri, Rusya Federasyonu’nda başta Moskova olmak üzere çeşitli şehir ve bölgelerde yaşayan Türkleri, Avrupa Ülkelerine, Amerika Ülkelerine, Afrika’ya, Avusturalya’ya yayılan Türkleri ve şimdi yeniden Türk olduğunu öğrenmeye başlayan Amerika yerlilerinden kimilerini de unutmazsak ‘’Türk Dünyası Kavramına’’ yaklaşmış oluruz.

   Türk Dünyası haritası üzerine yerleşen Türklerin ana birleşme noktası ‘’ana dil’’ dir. Türkçelerini koruyanlar kimliklerini korumuşlar; ötekiler eriyip gitmişlerdir.

   Bugün dünya yüzünde yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu İslam dinine bağlıdırlar. Müslüman olmayan Türklerden bir kısmı ortodoks, bir kısmı Budist, bir kısmı is musevidir. Musevi olanlar Kırımçak’lardır. Karayim denilen Karay’lar ise yanlışlıkla Musevi sanırlar ama özlerine özgü bir dinleri vardır. Çuvaşlar ve Gagauzlar ortodokstur. Sayıları bir milyon civarındadır. Tuvalı’lar budisttir. Saha ve Altay ise yarı eski Türk dini, bu-kanlık biraz ortodoksluk ve kamcılık uygulaması içindedirler.

   Bir gerçek, Müslüman olanların aralarında dil bakımından da anlaşma sıkıntısının az olduğu, Müslüman olmayanlarla anlaşmak için daha çok çaba gerektiğidir. Gagauzların bu kuralın dışında oluşları vaktiyle müslümanken sonradan Ortodoks oluşlarındandır.

   Şimdi isterseniz tarihte ve günümüzde Türk’ü tanımlayalım: ‘’Türkçe konuşan ve çoğunluğu mülüman olan insanlar toğluluğu…’’ Her tanımın tartışmalı yönleri olabilir ama gerçeğe en yakın tanım budur.

   Bu durumuyla Türklük yeryüzünün geçmişinde ve bugünkü eşi ve benzeri olmayan bir güzelliktir. Türk’e aşı olanlar bu güzelliği görebilenlerdir.

   Türk Dünyası ve Ahmet Yesevi  

   1990 yılında Kazakistan’a yaptığım gezide ilk durağım Türkistan şehriydi. Ahmet Yesevi’ nin türbesinden çıktığımızda ev sahipliğimi yapan Gümüşcan Hanım kulağıma eğildi ve dedi ki: ‘’Siz Hazret Sultan’ın mezarına hürmet gösterdiniz; onun ruhaniyeti de size himmet edecektir.’’  Doğrusu Şaşırdım. Henüz Sovyetler Birliği yaşıyordu… Marksizm-Leninizm resmi ideolojiydi… İdeolojinin temeli materyalizmdi… Bu ideolojiye mümkün değildi Hele bir maneviyat büyüğüne ‘’hürmet ve himmet’’ kavramıyla yaklaşan bir kişinin Başbakan Yardımcısı olabileceğini düşünmek bile olmadı. Ama işte Gümüşcan Hanım Başbakan Yardımcısıyla ve ‘’Ahmet Yesevi’ye hürmet’’ onda ‘’himmet’’ kavramını çağrıştırıyordu.

   Sonradan öğrendiklerimi o anda bilseydim, şaşırmazdım. Kazakistan’ın uzun yıllar Komünist Partisi Liderliğini yapan ve ülkeyi yöneten Kuneyef’ in Ahmet Yesevi’ nin Türbesinin yakınından her geçişinde içeri yalnız girerek ‘’hürmet’’ görevini yaptığını birçok kişiden işittim. Ne oluyordu? Sovyetler Birliği döneminde neler olmuştu? Olan şuydu: ‘’Resmi görüşe uyarak ateist görülen birçok kişi Ahmet Yesevi’ nin ruhaniyetine olan bağlılıkları ve bu yolla kimliklerini korumuşlardı.’’

   Rejim Ahmet Yesevi’yi karalıyordu. İtibarını ve etkisini ortadan kaldırmaya çalışıyordu ama başaramıyordu. Sözgelimi Özbekistan’da ve Ulu Türkistan’ın birçok yerinde kadınlar haftada bir gün evlerde toplanıyor ve ‘’Divan-ı Hikmet’’ ten kıtalar okuyorlardı. Okullarda dinsizlik dersleri veriliyor ama evlerde Ahmet Yesevili dualar ediliyordu.

   1993 yılında Ahmet Yesevi yılı dolayısıyla Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a gezilerim oldu. Buralarda toplantılarda konuşmalar yaptım. Her yerde yanıma uzmanlar katıldı. Türkmenistan’da Ahmet Yesevi Hikmetlerini, çevresine topladığı gençlere ezberletmeyi ‘’hayatının işi’’ haline getiren insanlar gördüm.

   Tataristan ve Başkurdistan’da geçmişte de ve şimdi de Ahmet Yesevi adının ve hatırasının, hikmetlerinin ve etkilerinin dipdiri olduğunu tespit ettim.

Makedonya’da, Kalkandelen’de, Harabati Baba Tekkesinde toplanan Bektaşilerin ‘’baba’’ sı olan dost, benim Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde görevli olduğumu öğrendiğinde ilk tepkisi ‘’Ahmet Yesevi… Pirimizin Piri… Hacı Bektaş Veli’nin Piri…’’ olmuştu.

   Ahmet Yesevi’nin adını bilsin bilmesin Dünya Türklüğünün tamamında yadoğrudan ya da dolaylı olarak ondan bir şeyler vardır. Gönlümüzün derinliklerinde ve dilimizin inceliklerinde biz Ahmet Yesevi’den çok şeyler taşıyoruz.

Hoca Ahmet Yesevi Otagı