HOCA AHMED YESEVİ ŞİİRLERİ

HOCA AHMED YESEVİ ŞİİRLERİ

Ahir Zaman Şeyhleri 
 

Durmaz keramet satar, Ahir zaman şeyhleri, Her gün battıkça batar, Ahir zaman şeyhleri 

Farzı geriye atar, Nafile oruç tutar, Dini paraya satar, Ahir zaman şeyhleri 

Beline kuşak bağlar, Sözleri yürek dağlar Para toplarken ağlar, Ahir zaman şeyhleri 

Ağlaması göz boyar, Her gün ayağı kayar, Kendini adam sayar, Ahir zaman şeyhleri 

Başına sarık sarar, Kendine mürit arar, İlmi yok neye yarar, Ahir zaman şeyhleri 

Dünyaya kucak açar, Zoru görünce kaçar, Her yere küfür saçar, Ahir zaman şeyhleri 

Şeyhlik ulu bir iştir, Hakka doğru gidiştir Yaklaşılmaz ateştir, Ahir zaman şeyhleri 

Salih şeyhler nerdedir, Kötüler her yerdedir, Hak yoluna perdedir, Ahir zaman şeyhleri

 

                                                                                                        

Halim Nice Olur 
 

Tatlı canımı versem, Karanlık yere girsem, Münker, Nekir’i görsem, Şu halim nice olur? 

Gidip kabre konunca, Hemen geri dönünce, Zor sual sorulunca, Şu halim nice olur? 

Gelse koca bir yılan, Beni soktuğu zaman, Aman Allah’ım aman, Şu halim nice olur? 

Yarın kıyamet günü, Sorguya çekip beni, Dense amelin hani? Şu halim nice olur?

 

Hikmet-1

 

Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip Taleb edenlere inci, cevher saçtım ben işte. Riyazeti sıkı çekip, kanlar yutup 'İkinci defter' sözlerini açtım ben işte. 

Sözü söyledim, her kim olsa cemale talip Canı cana bağlayıp, damarı ekleyip, Garip, yetim, fakirlerin gönlünû okşayıp Gönlü kırık olmayan kişilerden kaçtım ben işte. 

Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol Öyle mazlum yolda kalsa, yoldaşı ol Mahşer günü dergahına yakın ol Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte. 

Garip, fakir, yetimleri Rasul sordu O gece Mirac'a çıkıp Hakk cemalini gördü Geri gelip indiğinde fakirlerin halini sordu Gariplerin izini arayıp indim ben işte. 

Ümmet olsan, gariplere uyar ol Ayet ve hadisi her kim dese, duyar ol Rızk, nasip her ne verse, tok gözlü ol Tok gözlü olup şevk şarabını içtim ben işte. 

Medine’ye Rasul varıp oldu garip Gariplikte sıkıntı çekip oldu sevgili Cefa çekip Yaradan'a oldu yakın Garip olup menzillerden geçtim ben işte. 

Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla Mustafa gibi ili gezip yetim ara Dünyaya tapan soysuzlardan yüzünü çevir Yüz çevirerek derya olup taştım ben işte. 

Aşk kapısını Mevlâm açınca bana değdi Toprak eyleyip 'Hazır ol! ' deyip boynumu eğdi Yağmur gibi melâmetin oku değdi Ok saplanıp yürek, bağrımı deştim ben işte. 

Gönlûm katı, dilim acı, özüm zalim Kur'an okuyup amel kılmıyor sahte alim Garip canımı harcayayım, yoktur malım; Haktan korkup ateşe düşmeden piştim ben işte. 

Altmış üçe yaşım ulaştı, geçtim gafil; Hakk emrini sıkı tutmadım, kendim cahil; Oruç, namaz kazaya bırakıp oldum ergin; Kötüyû izleyip iyilerden geçtim ben işte. 

Vah ne yazık, sevgi kadehini içmeden, Çoluk-çocuk, ev-barktan tam geçmeden Suç ve isyan dûğümünü burada çözmeden Şeytan galip, can verirkende şaştım ben işte. 

İmanıma çengel vurup kıldı gamlı,Mürşid-i kamil Hazır ol! deyip saçtı korku Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti kirli Allah'a hamd olsun, iman nuru açtım ben işte. 

Mürşid-i kamil hizmetinde gidip yürüdüm; Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum; Yardım etti, Şeytanı kovalayıp sûrdüm; Ondan sonra kanat çırpıp uçtum ben işte. 

Garip, fakir, yetimleri sevindiresin; Parçalayıp aziz canını eyle kurban; Yiyecek bulsan, canın ile misafir Hak'tan işitip bu sözleri dedim ben işte. 

Garip, fakir, yetimleri her kim sorar, Râzı olur o kulundan Allah. Ey habersiz, sen bir sebep, kendisi saklar; Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim ben işte. 

Yedi yaşta Arslan Baba ya verdim selâm; 'Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan İşte o zamanda binbir zikrini eyledim tamam Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim ben işte. 

Hurma verip, başımı okşayıp nazar eyledi Bir fırsatta âhirete doğru sefer eyledi 'Elveda' deyip bu âlemden göç eyledi Medreseye varıp, kaynayıp coşup taştım ben işte. 

Sünnet imiş, kâfir de olsa, verme zarar Gönlü katı, gönül inciticiden Allah şikayetçi; Allah şahid, öyle kula 'Siccin' hazır Bilgelerden işitip bu sözü söyledim ben işte. 

Sünnetlerini sıkı tutup ümmet oldum: Yer altına yalnız girip nura doldum; Hakk'a tapanlar makamına mahrem oldum, Bâtın mızrağı ile nefsi deştim ben işte. 

Nefsim beni yoldan çıkarıp hakir eyledi Çırpındırıp halka ağlamaklı eyledi Zikr söyletmeyip şeytan ile dost eyledi; Hazırsın deyip nefs başını deldim ben işte. 

Kul Hoca Ahmed, gaflet ile ömrün geçti; Vah ne hasret, gözden, dizden kuvvet gitti; Vah ne yazık, pişmanlığın vakti yetişti; Amel kılmadan kervan olup göçtüm ben işte. 

(Hoca Ahmed Yesevi'ye <1093-1166> ait bu şiir Çağatay Türkçesi orijinal metninden Türkiye Türkçesine Dr. Hayati Bice tarafından aktarılmıştır.)
   

 

Hikmet-8

 

Sabah erken pazartesi günü yere girdim Mustafa ya matem tutup girdim ben işte Altmışüçte sünnet dedi işitip bildim Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Yer üstünde dostlarım matem tuttu Bütün alem 'Sultanım'deyip nara çekti Hakk'ı bulan gerçek sufiler kanlar yuttu Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

“Elveda” deyip yer altına adım koydum Aydın dünyayı haram kılıp Hakk’ı sevdim Zikrini söyleyip yalnız olup yalnız yandım Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

'Taha' okuyup akşam ve geceler kaim oldum Gece namaz gündüzleri oruçlu oldum Bu hal ile yer altında daim oldum Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Altmış gece altmış gündüz bir kez yemek Tan atana kadar namaz kılıp bir kez selam Altmışüçte oldu ömrüm sonunda tamam Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Hakk Mustafa ruhu gelip oldu imam Bütün varlık yer altında oldu köle Çok ağladım Hakk Mustafa verdi müjde Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Mirac gecesi 'Gözümün nuru evlad... 'dedi Elimi tutup 'Ümmetimsin ümmet' dedi 'Sünnetimi sıkı tutasın gönüldaşım'dedi Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Kıyamette yol kaybedersen yola salayım Muhammed deyip susamış olsan elini tutayım Evladım deyip elini tutup cennete girdireyim...Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Ey dostlar bu sözü işitip şevkim arttı 'Ümmet' dedi, iç ve dışım nura battı Nurunu salıp cemalini Hakk gösterdi Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Cemalini görüp ruhum uçup arşa kondu Musa gibi varlığım tutuştu yandı Mecnun gibi eş ve dosttan kaçıp saklandı Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Yer altında eziyet çektim çok zorluk Döşek yastık taştan yapıp çektim sıkıntı Ey dostlar bu dünyada yok dinlenmek Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Ta zorluk çekmedikçe vuslatı nerede? .. Hizmet kılmadan hal derdi olmaz peyda Can ve gönlünü kılmadıkça Hakk'a tutkulu Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Yer altına girdim ise kendimden geçtim Gözümü açınca Mustafa'yı hazır gördüm İsyan ve cefa eden ümmetlerin halini sordum Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

'Ey evlad benden sorsan hani ümmet,' 'Ümmet' dedi göğsüm dolarak hasret yarası 'Ümmet için çok çekiyorum Hak'dan külfet' Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Ümmetlerimin günahlarını her Cum'â affet Alıp geleyim ya Muhammed sen bunu ayır Ta ki ağlayıp secde eyleyim Tanrı ya affet Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Her Cum'a affet ümmetlerin günahını Alıp geleyim ya Muhammed gör bunu Ümmetlerin neler kılar Ahmed senin Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Ben melekten utanç duyarım ey ümmetim Yaratan'dan korkmaz mısın düşük himmetim Gece yatmadan ibadet etsen hoş devletim Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Yer altına girdim dostlar iradesiz 'Amin' deyiniz âl, ashab ve çehar-yar Ümmetlerin suçunu bağışla Allah'ım Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte 

Kul Hoca Ahmed ben ikinci defteri söyledim İki alem eğlencelerini meye sattım Ölmeden önce can acısının zehrini tattım Mustafa'ya matem tutup girdim ben işte

 

İlim 
 

İlimsiz bir tarikata girse kul, Şeytan onun imanını çalarmış. Mürşidi kâmilsiz yola çıksa kul, Şaşkın halde ara yolda kalırmış 

Bu yolda mahir bir mürşid gerektir, Mürşide ihlâslı mürid gerektir, Pirin rızasını almak gerektir, Böyle âşık haktan nasip alırmış. 

Pir rızası Allah rızası olur, Arayan Mevla’yı elbette bulur, Riyazet sırrının hikmetin bilir, Ancak bu kul hakka yakın olurmuş. 

İş bu yola sakın rehbersiz girme! Gözünü yum pirden gayriyi görme! Şu fani dünyaya hiç gönül verme! Melun şeytan bâtıl yola salarmış. 

Yol yordam öğrenip gözet dilini! Mürşidine sıkı bağla belini! Masivadan çekmez isen elini, Cahilliğin seni rezil edermiş. 

Zamane şeyhine gönül kaptırma! Nefsini tağuta sakın taptırma! Kendin sapma, başkasını saptırma! Şeytan bu yol ile iğfal edermiş. 

Zaman gelir gerçek mürşid bulunmaz, Zamane şeyhinden feyiz alınmaz, Dalgıç yoksa deryalara dalınmaz, Denizlerde boğularak gidermiş. 

Mürşid-i kâmiller yok ise eğer, Eski âlimlere ehemmiyet ver! Onların ilmine vermeyen değer, Cehlin cezasını ağır ödermiş.

 

Nasihat 
 

Hakikati özlerler, Kerameti gizlerler, Âşıkla can gözlerler, Rengi sarı dervişler. 

Dünya benim diyenler, Açık saçık giyenler, Haram lokma yiyenler, Felakete batmışlar. 

Molla, müftü olanlar, Yalan fetva verenler, Akı kara kılanlar, Cehenneme girmişler. 

Kadı, imam olanlar, Haksız dava kılanlar, Sanki bir merkep gibi, Yük altında kalmışlar.

 

 
 
 
 
 
 

Seher Vakti 
 

Ne hoş tatlı Hû yâdı, Seher vakti olunca, Baldan tatlı Hû adı, Seher vakti olunca. 

Geceleyin kalkarlar, Canı feda kılarlar, Aşk oduna yanarlar, Seher vakti olunca. 

Seher vakti hoş saat, Kalkanlar eder rahat, Aşk bilmez istirahat, Seher vakti olunca 

Göklere çıkınca âh, Pek çok olsa da günah, Affeder bizi O Şâh, Seher vakti olunca.

 

 
Hoca Ahmet Yesevi Otagı